100 MOST COMMON ENGLISH VERBS (İngilizcede En Çok Kullanılan 100 Fiil)

add: ilave etmek (added) – When you add 10 to 20 …. (10 u yirmiye ilave ettiğinde …)

allow: izin vermek (allowed) – I will not allow you to go (Gitmene izin vermeyeceğim)

appear: görünmek (appeared) – The sun appeared in the sky (Güneş gökyüzünde göründü)

ask: sormak/istemek – A stranger cannot ask me this question (Bir yabancı bana bu soruyu soramaz)

be: olmak (was/were) – Turkey is a very nice country (Türkiye çok güzel bir ülkedir)

become: olmak (bir şey değilken) became/become – I want to become a pilot (Bir pilot olmak isterim

begin: başlamak (began/begun) – The course will begin tomorrow (Kurs yarın başlayacak)

believe: inanmak (believed/believed) – I don’t belive her (Ona inanmıyorum)

bring: getirmek (brought/brought) – Bring me some money (Bana biraz para getir)

build: inşa etmek (built/built) – We must build good relations (İyi ilişkiler inşa etmeliyiz)

buy: satın almak (bought/bought) – I want to buy a car (Bir araba satın almak istiyorum)

call: çağırmak/aramak (tel) (called/called) – If you call my name I will come (Adımı çağırırsan geleceğim)

can: yapabilmek yardımcı fiili (could) – He can play football very well (O çok güzel futbol oynayabilir)

change: değiştirmek (changed) – We must change our plans (Planlarımızı değiştirmeliyiz)

come: gelmek (came/come) – My son comes to my house at weekends (Oğlum hafta sonları evime gelir)

consider: göz önüne almak (considered) – Please consider my situation (Durumumu göz önüne al..)

continue: devam etmek (continued) – The program will continue tomorrow (Program yarın devam edecek)

could: can yrd fiilinin dili geçmişi – I could see the sun (Güneşi görebildim / görebiliyordum)

create: yaratmak (created) – We can create an opportunity (Bir fırsat yaratabiliriz)

cut: kesmek (cut/cut) – Be careful, don’t cut your hand (Dikkatli ol, elini kesme)

die: ölmek (died) – He may die in the war (O savaşta ölebilir)

do: yapmak (did/done) – I do my homework every evening (Her akşam ev ödevimi yaparım)

expect: beklemek(ummak) (expected) – I expect to graduate next year (G… mezun olmayı umuyorum)

fall: düşmek (fell/fallen) – The leaves are falling to the ground (Yapraklar zemine düşüyor)

feel: hissetmek (felt/felt) – I do not feel a need for a car (Bir araba için ihtiyaç hissetmiyorum)

find: bulmak (found/found) – I want to find a good secretary (İyi bir sekreter bulmak istiyorum)

follow: takip etmek (followed) – Follow me to go to the cinema (Sinemaya gitmek için beni takip et)

get: almak (got/got) – I get a letter from my brother every week (Kardeşimden her hafta bir mektup alırım)

give: vermek (gave/given) – If you give money I will be happy (Eğer bana para verirsen mutlu olacağım)

go: gitmek (went/gone) – We go to work every morning. (Her sabah işe gideriz)

grow: büyümek (grew/grown) – I grew up in Istanbul (İstanbul’da büyüdüm)

happen: meydana gelmek (happened) – Nothing happened at the concert (Konserde…… olmadı)

have: sahip olmak (had/had) – I have a lot of money in the bank (Bankada bir sürü param var)

hear: işitmek (heard/heard) – I can not hear you well (Seni iyi duyamıyorum)

help: yardım etmek (helped/helped) – I helped him with his homework (Onun ev ödevine yardım ettim)

hold: tutmak (held/held) – You must hold the door handle (Kapı kolunu tutmalısın)

include: kapsamak (included) – The price does not include freight (Fiyat navlunu kapsamıyor)

keep: muhafaza etmek (kept/kept) – Keep this as a secret (Bunu bir sır olarak muhafaza et)

kill: öldürmek (killed) – The lion wanted to kill the man (Aslan adamı öldürmek istedi)

know: bilmek (knew/ known) – The woman knows the name of the killer (Kadın, katilin adını bilir/biliyor)

lead: önde gitmek, başı çekmek (led/led) – I will lead you into the meeting room (Size …. yol göstereceğim)

learn: öğrenmek (learned) – If you want to learn new things you must read books (……. kitap okumalısın)

leave: terketmek (left/left) – If we leave home early …. (Evi erken terkedersek/ayrılırsak ….. )

let: izin vermek (let/let) – I will let not let you go (Gitmene izin vermeyeceğim)

like: beğenmek/sevmek (liked/liked) – I like rock music (Rock müzik severim)

live: yaşamak (lived/lived) – We live in Istanbul (Biz İstanbul’da yaşıyoruz)

look: bakmak (looked/looked) – When I look at the sky …… (Gökyüzünde baktığımda ….)

lose: Kaybetmek (lost/lost) – I lose my patience at work (İşte sabrımı kaybederim/kaybediyorum)

love: sevmek (aşkla) (loved) – A woman loves with all her heart (Bir kadın bütün kalbinle sever)

make: yapmak (made/made) – I make chairs at home (Evde sandalyeler yaparım – üretme)


may: olasılık/izin yrd fiili (might) – May I go? (Gidebilir miyim?) izin / He may come (o gelebilir) olasılık

mean: ifade etmek (meant/meant) – What do you mean? (Ne ifade ediyorsun/demek istiyorsun)

meet: buluşmak (met/met) – I will meet my wife at the cinema (Karımla sinemada buluşacağım)

might: may yrd. fiilin dili geçmişi – He might come today (Bugün gelebilir)

move: hareket etmek/taşınmak (moved/moved) – Don’t move your hand (Elini hareket ettirme)

must: .. meli/malı – You must work hard for your exams (Sınavların için sıkı çalışmalısın)

need: ihtiyaç hissetmek – When you need money tell me (Paraya ihtiyaç duyarsan söyle bana)

offer: teklif etmek (offered) – We will offer him a good salary (Ona iyi bir maaş teklif edeceğiz)

open: açmak (opened) – Open the door and you will see the fountain (Kapıyı aç ve çeşmeyi göreceksin)

pay: ödemek (paid/paid) – Who will pay the bill at the bar? (Barda hesabı kim ödeyecek)

play: oynamak (played/played) – We play football every  day (Biz hergün futbol oynuyoruz)

provide: sağlamak/temin etmek (provided) – I will provide details (Ayrıntı sağlayacağım)

put: koymak (put/put) – Put the money in a safe please (Parayı bir kasaya koy lütfen)

reach: erişmek (reached) – We will reach Ankara in 2 hours (2 saat içinde Ankara’ya erişeceğiz)

read: okumak (read/read) – You must read books to learn English (İng öğrenmek için kitap okumalısın)

remain: kalmak (remained) – The woman remained loyal to her husband (Kadın kocasına sadık kaldı)

remember: hatırlamak – Remember my advice to be successful (Başarılı olmak için öğütümü hatırla)

run: koşmak (ran/run) – I run 5 km every day (Ben her gün 5 km koşarım)

say: söylemek (said/said) – Do you want to say something? (Birşey mi söylemek istiyorsun?)

see: görmek (saw/seen) – We see many children every morning (Her sabah çok çocuk görüyoruz)

seem: görünmek (seemed/seemed) – It seems we will lose the game (Oyunu kaybedeceğimiz görülüyor)

send: göndermek (sent/sent) – I sent the company a letter (Şirkete bir mektup yolladım)

serve: hizmet etmek (served) – We must all serve our countries (Hepimiz ülkemize hizmet etmeliyiz)

set: belirlemek (set/set) – We will set a fixed time (Sabit bir zaman belirleyeceğiz)

should: shall dili geçmiş – You should go now (Şimdi gitmelisin/gitsen iyi olur)

show: göstermek (showed/showed) – He showed me all the photos (Bana bütün fotoları gösterdi)

sit: Oturmak (sat/sat) – When I sit at the table …. (Masada oturduğumda …..)

speak: konuşmak (spoke/spoken) – I will speak to him about money (Onunla para hakkında konuşacağım)

spend: harcamak (spent/spent) – We should not spend money in vain (Boşuna para harcamamalıyız)

stand: Ayakta durmak (stod/stood) – I can not stand long (Uzun süre ayakta duramam)

start: başlamak/başlatmak (started/started) – We started a campaign (Bir kampanya başlattık)

stay: kalmak (stayed) – My brother will stay with us (Kardeşim bizimle kalacak)

stop: durmak (stopped) – If you stop the music I can hear you (Müziği durdurursan seni işitebilirim)

take: almak (avucuna) (took/taken) – If you take the money …. (Eğer parayı alırsan …)

talk: konuşmak (talked/talked) – I will talk to him about the meeting (Toplantı için onunla konuşacağım)

tell: anlatmak/söylemek (told/told) – He always tells lies (O hep yalan söyler)

think: düşünmek (thought/thought) – He thinks I am perfect. (O benim mükemmel olduğumu düşünüyor)

try: denemek (tried/tried) – I try to do my work on time (İşimi vaktinde yapmaya çalışırım/denerim)

turn: dönmek/döndürmek (turned/turned) – Turn the key (Anahtarı çevir)

understand: anlamak (understood/understood) – Try to understand me (Beni anlamaya çalış)

use: kullanmak (used/used) – We use many tools at the factory (Fabrikada çok alet kullanırız)

wait: beklemek (waited) – I will wait for you in the cinema (Seni sinemada bekleyeceğim)

walk: yürümek (walked) – I walk from home to work (Evden işe yürürüm)

want: istemek (wanted/wanted) – I want to go to the bazaar tomorrow (Yarın pazara gitmek istiyorum)

watch: izlemek (watched) – We will watch that film this evening (O filmi bu akşam seyredeceğiz)

will: .. cek/ cak (gelecek zaman) (would) – I will learn English next year (Gelecek yıl İngilizce öğreneceğim)

win: kazanmak (won/won) – Arsenal will win the match (Arseal maçı kazanacak)

work: çalışmak (worked/worked) – My borther works every day (Kardeşim her gün çalışır)

would: will yardımcı fiilinin dili geçmişi – I would call you …. (Seni arayacaktım …..)

write: yazmak (wrote/written) – I write a letter to my wife (Karıma bir mektup yazarım)

NOTLAR

  • Burada fiillerin en sıklıkla kullanılan anlamları belirtilmiştir.
  • Okuyanın kolaylıkla anlayabilmesi için temel örnek cümleler kullanılmıştır.
  • Hatta gramer açısından bile bazı “kolay kullanım tercihleri” yapılmıştır.
  • Fiilin anlamı, 2. ve 3 hali (Past Simple/Participle), İngilizce cümle & Türkçe anlamı verilmiştir.
  • Düzenli fiiller için yalnızca dili geçmiş hali yazılmıştır, zira 3. hali de 2. haliyle aynıdır.

Leave A Response

*

code